24 Kasım 2009 Salı

Zaman Öldüremeyen.....



Nedir beni hergün öldüren..Kendime zaman yaratamayışımın nedeni..Neden bu istemediğim ama alışkanlık haline dönüşen kölelik..Zaman yaratmak..insanın kendi için yapabileceği en iyi şey..Mutluluk...Mutluluk=para...Para=Fahişelik..Zaman yaratamadıktan sonra 17,22,30 yaşında olsam ne olur, hiçbir önemi yok..Zaman öldürmeden zaman yaratmak ...Zamanı öldürmek aslında bize öğretilen..Onun için yaratılmış evrensel yazılım..ama zaman yaratabilenler..Onlardır asıl sanatçıları bu hayatın...Onlardır asıl çaktırmadan mutlu bir şekilde yaşayanlar..Onlardır yazılımın asıl hataları ve yazılımın sürekli kendini güncellediği...Onlardır yazılımı çok umursamadan yaşayabilenler..diğerleri yazılımın pinglerini alır ve o komutlar doğrultusunda zaman öldürürler..Evrensel yazılım yinede güvenlik açıkları bırakmıştır..Gerçek anlamda, belirli bir süre , zamanını gerçekten öldürmeye kafayı koymuş yetenekli kişiler zaman yaratabilmek için fahişelik yapmalıdırlar..Yazılımın en iyi fahişeleri olurlarsa, kasarlarsa ancak o zaman gerçek anlamda kendilerine zaman yaratabileceklerini anlamışlardır. Standart bir fahişelik olmamalıdır bu..Genelev e girilip, düzenli olarak becerilmelidir ki bu kişiler ancak o zaman istedikleri zamanı kendilerine yaratabilirler..Edepli fahişelik yaparlarsa bu işin olmayacağını bilirler zamanla hataya yol açan enstrümanlar tarafından..bu enstrümanlar yeri gelir kadınlar, yeri gelir içki yeri gelir internet..Her yetenekli insanı genelevden uzaklaştıran bir enstrüman, (masturbasyon) vardır...Bu kişiler eninde sonunda geneleve dönmeleri gerektiğini bilir ve hayatlarının sonuna kadar ikilem içinde, hayatta hiçbir zaman kendilerine zaman ayıramadan,mutsuz bir şekilde ölürler...

Asıl kendilerine zaman ayıranlar, düzenli bir şekilde o genel evde, bir süreliğinede olsa, becerilmeleri gerektiğini bilirler..Bu işi edepli yapamayacaklarınıda bilirler çünkü düzülmenin en iyi seviyelerine çıkmaları gerektiğini bilirler..Onu yaparım ama onu yapmam diyemeyeceklerini bilirler..Eğer onu yapıyorlarsa, onu da yapması gerektiğini bilirler..Ne kadar acımasızca, disiplinlice kendilerini düzdürürlerse kendilerinie yaratmaları gereken zamana en kısa zamanda ulaşacaklarını bilirler...Fahişeliğin en iyisini yapmaları gerektiğini bilirler çünkü sonunda hayatlarının sonuna kadar, istemedikleri taktirde bir daha düzülmeyeceklerini bilirler.

Kendilerine artık ayırdıkları zaman aralığında isterlerse fotoğraf çekerler hayatlarının sonuna kadar, isterlerse resim çizerler, isterlerse sevgilileriyle istedikleri zaman sevişebilirler..O, onların zamanıdır artık..Hayatlarının sonuna kadar..Özgürdürler..Hayatlarının sonuna kadar ister bilinçli ister bilinçsiz düzülmek yerine o yazılımdan bağımsız hareket edebilirler..Sistem Enstrümanları yoktur..Ölene kadara para kazanma kaygısı, kira ödeme dersi, gaz alma derdi, kredi kartı ödemesi, vb..Her biri birer Neo dur...Her bir artık yazılımın kendisini güncellemesini sağlayacak sistem hatalarıdırlar..ama yazılımdan bağımsızdırlar..ve yazılım onlara müdahale edemez...Artık birleştirilemezler, sınıflandırılamazlar..Bir dahaki versiyonda bu açıklar yazılım tarafından kapatılmaya çalışırlar..Zaman ayırabilenlerin ve ayıracak olanların umurunda değildir..

İsterlerse dünyayı dolaşıp, aynı şarkıyı her ülkedeki sokak sanatçılarına farklı enstrümanlarla çalmalarını rica edip, onu kaydedip, sonra mix leyebilirler...Hepsinin aşık olabilecek şeyleri vardır..Doğa,sanat,bir şehir, güzel bir kız,yerel bir türkü..Kendilerini ayırdıkları zamanda belirsizleştirebilirler kendilerini..Sevişirken sadece sevişmeyi, Müzik dinlerken sadece müziği, bir kandinskiye bakarken sadece pastellerin geometrisini düşünebilirler.. Yazılımın enstrümanları onların bu kendilerini ayırdıkları özgürlüğü,mutluluğu etkileyemez..Onları geneleve çalışmaya tekrar tekrar gönderemez..Onlar enstrümanları sadece çalar..

Zaman öldürenler ise hep kaçmayı denerler geneleveden..Geçici çıkış yolları bulur, kendilerini uyuştururlar..Bir bir siyasi akıma kaptırı kendini, biri bir dizideki karaktere hayran olur, biri futboldan başka birşey okumaz,izlemez, biri sürekli farklı hatunlarla yatmayı dener,biri kadın programlarında evlendirilmeyi bekler, biri yeteneğinden dolayı ona altın takılması için kendini maymun eder, biri yazılımın verdiği acıların öbür dünyada cennet olacağına inanır,biri ak sakallı dededen "medyatik ölümün cehenneme yol açacağını,internette daha dikkatli olması gerektiğini", ama ne yaparsa yapsın o geneleve döner ve becerilir..Bazıları için bu global düzülme hareketi hayatta yapılabilecek yegane şeydir..Çünkü o artık format atılamayandır..Kendine zaman ayırırsa ya da kalırsa ne yapacağını bilemez ve kendi zevklerinin, aslında yapmak istediklerinin hayatının sonuna kadar ne olduğunu bilmez, bilemez...Onun için Özgürlük bir kavramdan çok bir suçdur. Onun için özgürlük aslında düzenli olarak becerilmektir..bu bir alışkanlıktır ve yazılım bunun global dengeleyicisidir. Kaygılarla doğup, kaygılarla ölmelidir. Yazılımın enstrümanları bunun için tasarlanmıştır. Yazılım başarılıdır. Kodlayan başarılıdır, görsel tasarım(medya ve süs sanatı)başarılıdır. Yazılımın müzikleri hep o geneleve çağırır..Yeteneksiz, kendine zaman ayırmayan, ayıramamış, ayırmayı seçmemiş kişiler tarafından yapılması öngörülür ve kitleri ortak acı ve kaygı çerçevesinde kendine çeker, yönlendirir. Yazılım, yarattığı format atılamaz kitlenin kendi döngüsü içinde üretmesini,üremesini sağlar..Yazılım kendini güncelller zamanla..Kendi modüllleri kendi geliştirir.. İnanır o zaman öldürmek için yaşayan kendine, enstrümanlarla sunulan herşeyin aslında bir ihtiyacı olduğuna..Tüketir bilinçsizce ve tatminsizlik duygusu yükselir en gereksiz kendini akıllı, farkında zanneden beyinciğinde..Yazılım öyle hissetmesini ister...takip ettirir kitlelere medyadan, kendi doğruları,ihtiyaçları olduğuna inanmasını sağlar...Bir yanlışı haber yapar, o doğru olur..bir doğruyu haber yapar, yanlış anlaşılması istediği zaman..O kadar basittir ki artık zaman öldürmeyi alışkanlık haline getirmiş kişi için inanmak her sunulana..Unutur zamanla..En çok kendini tanıması gerektiğini..ve kendine zaman yaratması gerektiğini..Sonra mutsuz olur sanki rastlantısal bir sonuçmuş gibi..Kader der adına ya da talih..Yazılım ödüllendirir çünkü bazı zaman öldürünleri..hediyeler verir..Ödülller dağıtır..Tripleks, boğaza karşı bir ev ve bir ferrari verir..derki" Sende zamanını iyi öldür ki seninde olsun " der..Konfor diye bir maskeyle kandırır..O bireyin kendine zaman ayırdığında bile en iyi seçeneğinin o olduğuna inandırır..budur aslında köpek kemiği getirdiğinde ya da tuvaletini istenilen yere yaptığında ağzına verilen ödül..Zaman öldürme yarışına girer o kitle..En iyi zaman öldürenin en iyi olacağını söyler yazılım..Orman kuralları geçerlidir ödülü kazanmak için..Gerekirse diğerleri kullanılabilir, yok edilebilir, emekleri çalınabilir, vb..Eğer yazılımın verdiği ödüle ulaşmak isterse o format atılamayan...Hazım ettirmez format atılamayana en çokta kendini...

Diğerleri ise, zaman ayırmak isteyenler, o ödülü takas ederler..o ödüle ulaşmak için aynı fahişeliği yapmaları gerektiğini bilirler..Onlarla aynı fahişeliği, aynı yapıda ama onlardan daha iyi yapmalrı gerektiğini bilirler..O ödül, yazılım verdiği yine aynı ödüldür.ama kullanım amacı farklıdır..Sadece yazılımdan ayrılmak için istenilen bir ödüldür..Bu yaratılacak zaman için takas edilen bir araçtır..


Fahişelik yapmalıyım biliyorum..Dönem dönem anlık zevkler yaşamak için, bu genelevde çalışmamak zorunda olmadığım yanılgısına kaptırdığım için enstrümanlar kullandım bende.ama o enstrümanları çöpe atmalıyım biliyorum..düzgün bir fahişelik yapmalıyım..Hakkını vermeliyim..anca o zaman zaman ayırabilirim..Başka nasıl mutlu olabilirki bir insan...Eyyy yazılım..En iyi fahişelerinden biri geliyor..senin için her türlü virüsü taşayacak istediğin herkezle yatacak..Açığının farkındayım..enstrümanlarınında..Kendimi kandıracak vaktim yok..Zaten hiç olmamışta..Hep kaçmışım o genelevden..Pazarlayabilirsin beni en iyi müşterilerine..ama zaafını biliyorum..Nasıl kurtulabileceğimi de..Bir usta, " Yazılımı yazılıma karşı kullanamazsan başarılı olmazsın " demişti..Önce sen ben kullan..sonra ben işime bakıcam...

Düzen değil asıl düzülen değişmeli......

27 Ekim 2009 Salı

Çilek


Bilmiyorum..ama mutluyum..acı çektiğimden dolayı beklenti içindeyim..
Hep onlar acı çekerdi, şimdi ben..Ne güzel duyguymuş..ulaşılamazı sevmek..
Şimdi daha iyi anlıyorum sizi..Ne kadar kötü bir insanmışım..bir anda bu kadar bağlanmak...
Düşünmek gün boyu..Ne yaptığını merak etmek..Her anın içine onu katmak..Her an onu yanında istemek..Beklemek..Telefona bakmak..Umursamamak..uzun yıllardır tıkalı olan bir boruyu açıp, onun kalbine boşaltmak...Karşılıksız olması, emin olamamak ne kadarda kötü birşeymiş..Hep benim rolüm zannederdim..Umutsuz olmak zorundaydı, hep istediğim birşey olmak zorundaydı....ve çaresizim..Onu aramamak için zor tutuyorum kendimi..her an..her saniye..Herşeyi yok etmeye hazırım, tek kelimesi yetecek..Her şeyi öldürebilirim, tek bakışı yetecek..Neler vermez insan o aşka layık olabilmek için..Ne delilikler yapmaya hazırdır, tek fısıltısı yetecek...

Uzun zamandır korkmuyordum insanlardan, kaybetmekten korktuğum O ile karşılaşana dek..Dante bahsederdi, beatriceden..nasıl bir imkansız aşk olduğundan..Şimdi daha iyi anlıyorum..Aşk yoksunluğunun insan yaratıcılığını ne kadar esnetebileceğini..Sen ordasın..ama yoksun..olmamalısın..nasıl olurdu ...olsaydın..olabilirsin...

Mantığım ve kalbim silahlarını çekti..Genelde mantığım yenerdi hep..ama sanki bu sefer kalbimin yenmesini istiyorum..Güçlü bir silahı yok kalbimin kullanacağı, uzun yıllardır biriktirdiği aşktan, sevgiden başka..Yanlış tercihler yaptı çoğu zaman, onun için mantığım çok güvenmiyor ona...Kalbim yine de ilk defa böyle hissediyor...Bütün vücuduma dağılıp, virüsü yayıyor..Mantığım şaşkın..Kontrol edebilirdi böyle isyanları...Bir açık bırakmış demek mantığım, güvenlik duvarını aşmış bu virüs...Kalbime ulaşmış...ve şu an savaşıyor yılların hükümdarı mantığıma karşı..Kalbimin kazanmasını çok isterdim..Sonuçları ne olursa olsun..Demek buymuş insan oğlunu savaşa sürükleyen, intihar ettiren, bağımlılıklar yaratan, çaresizce bekleten....

Bilmiyorum seni tutan ne..Genelde hep ben kazanırıdım ve sıkılırdım kazanmaktan..zamanla sanırım saygımı yitirir, onu ele geçiririr, sonrada çaresizce bırakırdım..ama sen ...etkilenmedin sanırım hiç.. en iyi oyunumu, elimi çok iyi oynadığımı düşünürken, sen sanki bu oyunu daha önce oynamış gibi beni masada bomboş bıraktın..Bırakacaksında sanırım..Maskenmiydi seni durduran ya da gardını indirmeyecekmiydin..Daha çok temiz olmasına rağmen herşey nasılda kendini tutabiliyorsun benim içinde patlayan volkanlar, lavlarını ağzımın kenarlarından, gözlerimin içinden göz yaşı olarak etrafa saçarken...Nasılda kontrol edebiliyordun kendini ben sensiz bir an bile düşünemezken..Nasılda duruyorsun ben kendimi yok ederken....

Yinede sevdim böyle hissetmeyi..Mazoşist bir ruh hastası olmasamda ilk defa yeni hissettirdin beni..oyunuma, kendi ve insanlara oynadığım oyuna ilk karşı koyan..ama ne kadarda imkansız öyle değil mi..Senin daha yaşaman gereken o kadar şey varken benim bunların hepsini yaşamış olmam ve sana söyleyememem..o kadarda güzel bir yol değil yaşayacakların..Seni hepsinden koruyabilirim..Sana herşeyimi verebilirim..ama sanırım o yaşaman gerekenleri yaşamalısın..Benimde mantığım kazanmalı ve virüsü temizlemeliyim...anlamsız yoluma devam etmeliyim.. Bir insanın hayatında yakalayabileceği en yüce duyguyu yakalamışken, ondan uzaklaşmalıyım..O çilek kokunu unutmalıyım belkide..

İçimde çağlayan bu nehir..Beni boğadabilir...
Sen istersen, ben hergün boğulmaya hazırım..
Ben ne istediğimi bilirken, senin bilmemen...
şimdi anlıyorum, günahlarımız bizim cellatlarımız olduğunu.
Seni anlıyorum....
Beni anlayamadığını anlıyorum...
ama ayılamıyorum...
etrafıma bakamıyorum.....
çoğu zaman anlamak istemiyorum....
senle anlam kazandığını anlıyorum...
Kaybettiğimi biliyorum...
seni kaybetmeyi istemiyorum....
yeni bulmuşken seni...
unutmak istemiyorum...
uyumak istiyorum...
belki gerçek hayatta değil ama...
Rüyalarda sana sarılıyorum...
ve huzurluyum....

26 Eylül 2009 Cumartesi

Away...


I know, you love the song but not the singer
I know, you've got me wrapped around your finger
I know, you want the sin without the sinner
I know
I know

I know, the past will catch you up as you run faster
I know, the last in line is always called a bastard
I know, the past will catch you up as you run faster
I know
I know

I know, you cut me loose in contradiction
I know, I'm all wrapped up in sweet attrition
I know, it's asking for your benediction
I know
I know

I know, the past will catch you up as you run faster
I know, the last in line is always called a bastard
I know, the past will catch you up as you run faster
I know
I know

I know, the past will catch you up as you run faster
I know, the last in line is always called a bastard
I know, the past will catch you up as you run faster
I know
I know.

25 Eylül 2009 Cuma

Yok..


Ben..birçok karakteri içinde barındırmaktan tiksinmiş ben...
Ben..Hatalarımı yinede tekrarlamayı seven ben....
Ben...Kimseden birşey beklememem gerektiğini bilen ben...
Ben..Ben olmayı hep özlediğim ben...
Ben..Neden bu kadar kendine kötü davrandığını bileyen ben..
Ben..Kimseyi sevemeyen ben....
Ben...Ne yapsada coğrafi sıkıntılar çeken ben...
Ben..Hergün bileklerini kesmek isteyen ben....
Ben...Aşık olmayı özleyen ben...
Ben..Var olduğumu artık hissetmeyen ben..
Sen ...Yoksun

23 Eylül 2009 Çarşamba

Bayan Hüzün


Bütün geceyi kendimi kandırarak geçireceğim...
Birazda muz likörünün yardımıyla...
Zehiri akıtmaya bırakacağım...
Aklımdaki kötü düşüncelerden kurtulmak için..

İki bilet, ikiside ortadan ikiye bölünmüş...
ve tonlarca yapacak hiçbirşey ile beraber...
Beni hala özlüyormusun...
Yoksa sadece beni öldürüyormusun....

Bütün gece iç, sabaha kadar otur...
yapabileceğin şeyleri düşün ..yapamadığın ama yapabileceklerini...
olabileceğin potansiyeli...ama hiç görmeyeceğin kendini...
Sadece gerçekleştirebileceğin vaatleri...

Benimle içmeye devam et, geleceğin baskısını unut..
Kafandaki resimleri yok edebilirim....
Seni iten, kakan insanlar...
onları uzak tutabilirim...

İçmeye devam et, yıldızlara bak...
Sönmüş ışıklar, yinede görebiliyorsun..

Signor Gözlük..



Bir çıkış içindi herşey, dibe vurmanın verdiği geleneksel çıkış hikayesi..Yöntemler geliştirirdi insanlar..Normal olma çabasıydı aslında sosyolojik dengelerin sağlanması adına...Fazla sorgulamadandı aslında birşekilde hayat tercihlerden ibaret değilmiydi zaten..Doğru-Yanlış ne fark ederdi ki..Girişti yine bir maceraya..Diğer hikayeler gibi üzgün bitmemeliydi her ne kadar sıkıntılı başlamış olsada...Saçlar beyazlamıştı ama kalbi heyecanlıydı...Sıkıntılar görünüyordu ama heyacanı yenecekti sıkıntıları..Heyecanlar olmadan aşmıştı geçmişte en büyük sıkıntıları..Şimdi yanında bir destekçiside vardı..Zor zamanlarda onu tekrar hayata bağlıyacak bir motivasyon nedeni..Basit, düzenli, huzurlu olasını istiyordu aslında..Kimsenin hayatına burnunu sokmayacağı, akıl vermeyeceği, rahat bırakacağı bir gelecek ..Uzun zamandır hasret kaldığı bir duygu..Hasretini buldu.. Gidermeliydi..Doğru hamleler yapmalıydı...

Aslında çok birşeyde istemiyordu..Sadece onu anlamalarını...Gösterdiği saygıyı görmek, hayal kırıklığına uğramamak, maddi sıkıntılardan kurtulmak, hasretiyle kalmak, alakasız insanlarla uğraşmamak..

Tebrik ediyorum her ikinizide , umarım hayal ettiğin gibi basit olur herşey..

11 Eylül 2009 Cuma

Kurgusuzlular Köyü....


Etrafıma bakıyorum..değişik kurgular görüyorum..Hiçbirini de kendime örnek alamıyorum..Belkide bir role model eksikliğidir kendi kurgumu arayış yolumdaki bu kurgusuz kişilik..Kurgu...Hayatında kurgusu olmayan mutlu olamaz diye bişey uydurdum son dönemlerde...Kurgulu insanlar görmüyor değilim ama bana göre olmayan kurgular...İnsan takribi 60-70 ya da 30-40 yıl yaşayacağı hayatta , nasıl bir kurguyla yaşamalı...Hayat hiç bir zaman tek günlük değildir derdi babam..Hala da der...Yani bu bence 40-50 maksimum yılımın takribi 29 yılı kurgusuz yaşadım sanırım..Kurgum yoktu..Kurgu eksikliğinden birçok üzüntü, hüzün, hayal kırıklığı yaşıyordum.. Belkide insanın bütün psikolojik sorunları hayatındaki kurgusuzluktan gelen, hard diskine verdiği ve oluşturduğu bad sektörlerin birikimiydi. O bad sektörlerden sonra kurgu kurulsa bile hiçbir zaman aslında mükemmel kurgunun olması gerektiği gibi olmuyor.. Aslında insanoğlunu mutsuz eden, psikolojik sıkıntılar veren, karamsar olmasına neden olan, arayış içinde olmasını sağlayan, yanlış kararlar verdiren, kötü çocuk yetiştirden, insanları öldüren hep bireyin hayatında kurgusunun ne olmasıı gerektiğini bilmememesi ve bu kurguyu hiçbir zaman oluşturamaması. İnsan aslında kurgusuz başlar..Eğer ailesi kurgusuzsa o da genellikle kurgusuz olur hayatında(Sorunlu,depresif,mutsuz,sorumsuz, kararsız insanlar) Eğer kurgulu bir ailesi varsa ve onu kurgulu olmayı öğreterek kurgulu bir şekilde büyümesini sağlarsa , çocukta ister istemez kurgulu olur(pozitif,hayatında mutlu,kararlı, ne istediği bilen,gülen insanlar)..Diyelimki orta karar kurgulu bir aileniz,vb....Kurgunun ne olduğunu bilmediğiniz için hep bocalarsınız..Değişik hayatları örnek alarak aslında hayatınızda eksik birşeyin olduğunu anlarsınız..O eksiklik ne kadın,ne aşk,ne para,ne aile,ne umut bütünlüğünü sağlar...Kurgunun hep o seçeneklerden biri olduğunu zanneder,yanılırız..Bazıları kadın hastası,bazıları paranın büyülü hayalinin kurguyu tek sağlayacak şey olduğuna inanır.Aslında doğru hamleyi hiç göremezler.hayatın kendisi, her alanında,kurgulu olmalıdır.Birey aşk hayatın da kurgulamalı ve o kurguda yaşamalı,sevmeli,özen göstermeli, parasal beklentilerini kurgulu,disiplinli,başarıya yönelik kurgularla devam etmeli..Hayatında herşey kurgullu olmalı..Bin kere düşünüp bir kere kurgulamalı...Birkere kurguluyup o kurguyu 1000 kere düşünmeli...Eğer kurgulu değilseniz, kodcu kişiliğinizi kazanmanız hiçbir zaman kolay olmayacak...


Fark edebiliyorum sanırım etrafımdaki, gördüğüm, tanıdığım,duyduğum insanların kurgulu olup olmadığını..Belli ediyor hayatlarndaki kurgusuzluk..Huysuzluk...Hepsinin kurgulu bir hayat ta olmayan psikolojik sorunları ve kurguyu sürekli bozmaları..Lanet olası bakış açıları..Görememeleri ve senin kurgusuzken ki hallerin..Kurgulu insanlar genelde sorunlarından bahsetmezler, şikayete etmezler...Ne istedikleri doğrultusunda yaşayan ve kontrollü insanlar. Bir grand master ın 1250 lik bir oyuncuyla oynaması gibi...hamleleri önceden çok kez hesaplayıp, empati kurup onun hamlelerini tahmin edip, hata pahadasınıda , en iyi hamlesinide tasarlayıp, kurgusuzun duyması ya da görmesi gerekeni gösteren, kendisininde kontrolüne devam etmesini sağlayan kurgulular.

Ben kurgumu bulmam gerektiğini kurguluyorum...
Kurguladığım şeyin aslında benin kurgulaım(kaderim) olduğuu düşünüyorum..Kaderini yaşayanlar ve yaşayamayanlar...İnsanlar ikiye ayrılır..Ben kurgulayana geçmeye karar verdim..Kurgusuzluğun ciddi zaman kaybına neden olduğunu anladım...Uzun zaman geçmişti..Peki kurgumu kurgulamak için neler yapıyordum? ...Bakıyordum kurgusuzlara..Kurgusuzlara bakarken büyük resim göründü..Tek sorun kurguydu..Bazı kurgusuzlarında nasıl kurgulayanlar alameine geçeceğini kurgulamalıydım..Belkide kendime bulduğun güzzel bir yalandı..ama yalanlar hepgüzeldir..kurgulandıkları zaman...

Kurgumu arıyorum kurgusuzlar..Kurgusuzluktan , kurgu çıkarmaya çalışcam.ne istiyorum?beni ne gerçekten mutlu eder? Bunlar için nasıl bir kurgu başlamalıydı...Hangi kurguda bu istediklerime ulaşılabilir ve muhafaza edilebilirlerdi...Herşey kurgulu olmalıydı..Evlenicek kadın mı istiyordum yoksa yatacak kadın mı? Nasıl biri olmalıydı..Değilse, nasıl yapılırdı? nasıl muhafaza etmek için para kazanılırdı? Kurgusuz insan mutsuz insandır....Kurgusuz insan ölü bir bedendir...

27 Ağustos 2009 Perşembe

KOMEDYA






Aslında ben değilim burda olan ...Seni üzen ben değilim..ya da seni gören...Aslında ben değilim seni seven..ya da anlamaya çalışan..Aslında biz değiliz..Ben olmadığım için...Bağışlanmayı bekleyen yine ben değilim..seni nasıl bağışlayabilirim ki... Ben kimseyi sevmedim, doğal bir içgüdüydü sanırım..Ben hiç istemedim aslında seninle vakit geçirmek..Senin benimle vakit geçirmeni isteyen..Peki sen sen miydin..Beklentiler oluşturan, sözüm ona güzel bir seçmediğin hayatı yaşamak..Senmiydin gerçekten merak ediyorum hazır kalıp cümlelerinle, geleneklerinle,değerlerinle kendine bir kişilik oluşturmaya çalışan..Senmiydin gerçekten umurundaymış gibi davranıp, yeri geldiğinde öz yaşlarını dökmekten çekinmeyen..senmiydin o gerçekten farkında olan hayatın..Sanırım O sen değildin..Bende O değildim..O zaman biz ne kadar gerçektik sence..Öğretilen değerler karşısında başıboş bir şekilde öğretilenleri yansıtandan başka...Bizmiydik gerçekten dünyayı değiştirebileciğimize inanan..O kadar boş yaşanmışki oysaki düşününce..Bize vaat edilenlere ve biz..Şimdi kimse yok..Zaten yokmuşta..Sadece farkında değilmişiz hiçbirşeyin..Farkında olmadan yaşamakmış yaşamak ...


Bende senin gibiyim...Basit biriyim..
Sende benim gibisin... Konuşmayı çok sevmeyen..
Dinledikçe nefret ediyorum artık herşeyden..Gördükçe kusasım geliyor hepinizi..
Boşluklarınızı dolduramayışınızın verdiği tatminsizlik sizi daha zavallı yapıyor...
Kendimden iğreniyorum, sizin beni bir parçanız olarak görmenizden...
Seçemiyorum hala, oynuyorum sadece..
Nasıl olurdu anlamak birbirimizi...

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Verilen bir hayat....Seçilen bir hayat...




Bazen seçmeden yaşarsın seçmiş olduğunu düşünerek aslında birçok şekilde dışardan ya da içerden etkienmiş ve farkında olmadığın zamanda kaybolup gidersin..Kendini aradığını zannederek aslında hiçbirinin belkide tümünün senin seçimlerin olmadığını anlarsın..Ne istediğine karar vermen gereken anlarda birde bakarsınki zaten başka hayatların alışkanlıkları senin değişmez karakterin, sürekli kurtulmaya çalıştığın kötü alışkanlıkların haline dönmüştür...Geçmişte ararsın cevapları belki bulursan anlam verebileceğini zannedersin ama sürekli o dönüş noktasında kendini sorgularsın emin olamadan seçtiğin yolun seni nasılda buralara getirdiğini...Boktan flimler genelde sonundan başlar ve kahraman bu hale nasıl geldiğini bir süre önceye giderek anlatmaya başlar..şu anki filmin giriş sahnesi betimlemem gerekirse, diyeceğin önce " Nasılda oldu bı kadar bokun içine battım ( bu arada sakaryada oturmuş, tek başıma bir barda içerken)...13 yıl önce başladı aslında hikaye " deyip sahnede " 13 years earlier" gibi boktan , fontları güzel olan bir yazı çıkar...






13 yıl öncesinden bugüne geldiğimde , detaylarına çok girmeden bugün çok enteresan birşeyi fark ettim..Hayatında ne yapmaya karar vermemiş insanlar , başkalarının hayatları, beğenileri neyse hepsinden biraz alırmış..Sonrada bunu kendi seçimleri ya da hayatı ya da kişiliği zannedermiş..Fark etmeden düşünceleri fikirlerine , fikirleri hareketlerine , hareketleri alışkanlıklarına alışkanlıkları ise karakterine dönüşürmüş..




aslında belkide 13 yıl önce yüzleşmem gereken soru ...Ne yapmak istiyorum..neleri seviyorum aslında..Nasıl kızlardan hoşlanıyorum..Beni ne mutlu eder...Bu basit soruları 30 yaşıma yaklaşırken sormak gerçekten çok acı...Birazda tatlı aslında..Farklı hayatların etkileşimleri olmadan , yalnızlığımın ortasında kendimi tanımaya çalışmak....




Hep fark ettim aslında bir şekilde ait olmadığımı bulunduğum her yerde her insanda..Bir eksiklik vardı..Sanırım o eksiklik benim kendimi hiç tanımamaya çalışmamdı..Unutmaya çalıştım..Kaçtım..Sonuç olarak kendimi tanımaktan saklandım, kaçtım hep...Tanıyınca bişey mi değişecek..Belki çok şey değişmeyecek..ama en azından o eksikliğin yok olduğunu hissedeceğimi inanmak bile benim yüzümde komik bir tebessüm yaratıyor..




Başlamalıyım hızlıca, biliyorum..Boşa harcanmış zamanların şerefine...


Verilen değil, seçilen bir hayata...Ne kadar boktanda olsa...


Genelde seçenlerdir mutlu olanlar, seçmek zorunda bırakılanlar değil...












24 Temmuz 2009 Cuma

it"s not me and never will be...




X: So..Whats your story..


SOS: Nothing much actually..Can i get another vodka and gin please..


X: Well u look pathetic?


SOS: What do u mean?


X: You look and sound like a piece of shit...


SOS: Is there a problem man...


X: Why u gotta sound like you are secure piece of shit...


SOS: i am alright man, dont want any trouble .....


X: thats your problem, why r u so scared...


SOS: i aint pal, do i know you?


X: well, u do actually..i am who you always wanted to be....


SOS: what the fuck man, chill out..what do u want from me...


X: i want you to killyourself and end your miserable life..


SOS: i am cool with it man, go fuck yourself..


X: you always have your defense mechanism right, always on guard..


SOS: what...


X: why cant you just stand up, punch me and walk away...


SOS: i will if you go on...


X: why u gotta hide yourself ...what is it that you want ...


SOS: nothing, just leave man, i will have my drink and...


X: and fake on...doesnt it bother you?


SOS: what..


X: that you have been faking yourself through all your life, who are you playing?


SOS: you wanna take it outside...


X: not really,"cause i know that u dont have the guts anyways..


SOS: u r right..


X: you will never be me...


SOS: maybe, u were right, i will never be me ...


X: what a wasted potential...


SOS: what do i need to do im order to kill me and be me ...


X: i have no clue...


SOS: neither do i...


X: so what happens..u dont have much time left..


SOS: i am not sure what i want...


X: well, you gotta a find it...and execute it ..


SOS: i know i am good at finding it , not so good at applying..


X: you need to choose..dont act like u know what u doing and u r sure about it...


SOS: i cant happy..i do sometimes but it goes away....


X: why do u hate yourself so much...


SOS: stop, tell me about yourself..maybe i will find me..


X: i am the a man, who is wealthy enough to do what he wants, travels a lot,


meets new people, dont get stuck to people, in love, has kids, live where i want,


when i want...


SOS: is this really me...


X: i am not sure..i am not so happy about it...


SOS: so real me is not happy with his life either..


X: i guess not....


SOS: next rounds are on me...


X: go head....

21 Temmuz 2009 Salı

Irıs...


Bir gülüşle savunmanı düşürdüm...
Benim seni kesmemi istediğin gibi...
İçimdeki katil aslında senin içindeki katil...
Beni burda bıraktıklari gibi senide burada bırakacağım...
Dünü ileri alabilirsem...
Kalmak isterdim...
Herkes kaçsın...
Bir silahım var...
Katilimi ararken sokaklarda...
Teşvik etmeye çalışıyorum katilim olmana...
Nefes alamadığımın ikimizde farkındayız...
Neyi değiştirmeyi umuyorsunki...
Yanında kimse yok....
bu yinede seni haklı çıkarmayacak...

19 Temmuz 2009 Pazar

Miss World


Uzun zaman önceydi, ne zaman olduğunu hatırlamıyorum...

O zamandı, en yakın arkadışımı kaybetmiştim...

Mezarlıktaki ağaçlar kalbi kırıldığından dolayı öldüğünü söylediler...


Ait olmadığı bir zamanda ait olmadığı bir yerdeydeydi...

Ait olamadığı aşklar yaşamak zorundaydı..


Belkide şansı değişmişti, basit bir hataya kurban gitmişti aslında olduğu kişi...

Dönmek istememişti ama seçimi yoktu, basit bir hataydı şimdi kendini aratan...


Yinede olabilirdi, olmak istediği zamanda ve yerde olmasa bile...

Kandırmalıydı herkesi, en çokta kendini....

Zarar vermiyordu bakışları, kendi yoluna yinede bakacaktı...


Saklanıyordu dönemsel, sonra yine ortaya çıkıyordu..

Ya saçı değişmişti, ya giyimi ya da hayat tarzı....

Başarısız değildi, düşündüklerinin aksine...


Bir şansızlıktı gidiyordu, kaderi ne istiyordu...

O kaderini istemiyordu kaderinin istediği kadar...

Yırtıyordu kalbini her seferinde...

İsteksiz gözlerinde, bir maskeyle saklardı...

Artık kimse, senin gibi güzel şarkı söylemiyor...




Bulanık...


Ne kadarda güzeldir çocukken düzenlenen doğum günü partileri..Sadece gelmelerini istersin onların..aslında ne olup bitttiğinden kimsenin haberi yoktur..Sadece bakar herkes, herkesin birbirine baktığı gibi..Kimse kirlenmediği için henüz, kirlilik üzerine oynanmaz hiçbir oyun...Az da kirlenmiş olsalarda, aralarında o kişileri sezmeye başlarsın..Farkında olmadan kirlenmişliği fark etmeye başlarsın..Saçma sapan aşık olduğun kız bir başkasıylada konuşmaya başlamıştır...En güvendiğin arkadaşın en sevdiğin oyuncağını saklamaya niyetlidir..Aptalı oynaman gerektiğini fark edersin...Fark ettiğin için sende kirlenmeye başlamışsındır zaten..büyüklerimiz özenerek bakarken belkide temizliğimize, farkında olmadan kirletmeye başlarlar herşeyi..Güncel karmaşaları çocuklarını bir virüs gibi yok etmeye başlar..Ve bizde büyürüz...


Aşık oluruz hepimiz birkez de olsa hayatımızda o insana.. Genelde aşık olduğumuzda " Aşk acemisiyizdir" O da acemidir. Acemice sevgimizi tüm yoğunluğuyla veririz ..Hırpalarız, yıpratırız, sevişiriz, içeriz, ağlarız, güleriz...Bütün kredileri bitirdikten sonrada ayrılırız.. Başka insanlarda ararız o ilkel duygularımızı.. Başka insanları o insan yapmaya çalışırız.. Genelde de yanılırız.. O doğru insanı hiç bulamayıcağımızı sanırız..Çoğunluklada bulamayız zaten..


Suçlarız herşeyi ve herkesi en yalnız anlarımızda..En çokta kendimizi suçlarız.. Kendimizi anlamaya çalışırız, keşfetmeye..ama keşfettiğimiz şeydende korkarız çoğu zaman..Kararlar alırız..Jubileler yaparız..Bir yere varamayız çoğu zaman..Okyanusta sürüklenmeye devam ederiz..Bazen durup, etrafımıza bakarız..Cevapları orada ararız..Çoğu zaman bulamayız..Ve kulaç atmaya devam ederiz..Yeni insanlarla tanışırız..Daha önce tanıştığımız insanlarla tekrar tanışırız..Tekrar terk ederiz.. Ortak bunalımlardan ortak sonuçlar çıkarmaya çalışırız..Çoğu zaman yöntem yine yanlıştır..İnsanların nasıl mutlu olduklarını modellemeye çalışırız..Kendimize bir model bulmaya çalışırız.. Kişisel gelişim kitapları alıp, toplumsal doğruya ulaşmaya çalışırız..Sonra yine kulaç atmaya başlarız...Bir kitap alırız, doğru hikayeyi ararız... Bir şarkı dinleriz, ortak paydalar fısıldarız birbirimize..En azından melodik olacağını biliriz.. Doğrularımızı diğer insanlara inandırmaya çalışırız.. Anlamaya çalışırız, anlamsız hayatımızı...



Bir kız bulur, onunla evlenir, çocuk yapar ve kendi çocukluğumuzu, yapamadıklarımızı ona yaptırmaya çalışırız..Sanki o çocuk bizim yapamadıklarımızı yaparsa daha mutlu olacağına inanırız..Biz daha çocukken, onu yetişkin yapmaya çalışırız.. İhtiyaçlarını belirler, karşılamaya çalışırız..



Beni özlüyorum, en kirlenmemiş beni....

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Uzay Kızı..


Hisset...
Kemiklerini kır..
Bayan uzaykızı...

Tadıma Bak..
Ben kanarken..
İhtiyacımın tadına bak..

Hey uzaykızı, seni özledim...
Başımın etrafında dönen...
ve beni seçtiğin her seferde..
Aslında sen kırıldın...

Beni izle..
Ölüme kafa tut...
Hayatımı kirlet..

İhtiyacım yok..
Umurumda değil..
Lütfen...

Evime gitmek istiyorum..
Çünkü aşık acı çektiğinde...
O zaman aşık parçalanır...

Uzaykızı, beni öldürecekler..
Ben ölüp, gitmeden...
Beni nasıl seçersen seç...
Yanlış olmayacak...
Beni nasıl seçersen seç..
Bize birbirimize ait olmayacağız...

9 Temmuz 2009 Perşembe

7 Temmuz 2009 Salı

Uğurböceği..


Bugün..Sakindim..Ya da değildim..ikisinden biri işte..çokta önemli değil..hayatımla ilgili neleri değiştirmem gerektiğini düşünüyordum yine..Etrafıma bakınıyordum..Etrafımda bana bakıyordu..İnsanlara..Nasıl mutlu oluyorlardı..Neyi yanlış yapıyordum..Onların kurgusu neydi..Birden kolumda bir lkaşıntı hissettim..Bir uğurböceğiydi..Biliyordum..Fazla vaktim yoktu..Yaklaşık 15 yıldır bir uğur böceği gördüğümü hatırlamıyorum..ya da bir dilek tuttuğumu..En son bir uğur böceği üzerime konduğunda ne dilediğimide..Fazla vaktim yoktu..Hemen dilemeliydim.. ve diledim..Hayatımın kadınıyla artık tanışmak..ewet buydu dileğim..Para değildi ya da ötesi..O..O kendini bilmeyen O..Nerdeydin acaba ben bunu dilerken..Hissettin mi acaba içinde bir kıpırdanma..Aradım bugün Onu..Dolaştım etrafta dolaşabildiğim kadar..Onu görmeyi umdum ya da tanışmayı..Korktumda biraz..Ya eskilerden biri çıksaydu karşıma ..Neyseki çıkmadı..Kimse çıkmadı..ama hemen karamsarlığa kapılmadım..Belki bugün çıkmayacaktı O...Belki yarın..Hiç gitmediğim yerlere gittim..Hiç tanımadığım kişilerle göz teması kurdum..Bir trafik kazasındaki bayanla bile göz göze gelmeye çalıştım..O, fark edecektibiliyorum..Bende..Sonra evlenme telaşına girdiğimi düşündüm o kişiyle.. Ailemle ilk tanıştıracağım anı, Söz telaşı, Nişan telaşı, onun ailesi..Sanırım bir kızkardeşi olacak..Ufakça..Sonra düğün..Eminim herkez çok mutlu olacak..Çocuklarımız düşündüm..2 tane ufaklık..2 side erkek olucak sanırım..Evimde ailemle vakit geçirdiğimi düşündüm..Farklı bir duygu olacağını..Onu aradı yine gözlerim..Heyecanlanmıştım onun içinde kendim içinde..O ise o tesadüfü bekliyor belkide..O tesadüf yaşandığında O da benle ilgili hayal edecek geleceği..Şu anki yaşadığım kaos çok komik gelecek düşününce..Yalnızlığım ve ben..aynada uzun zamandır gördüğüm..

Saçma sapan arkadaşlık sitelerine girdim..Onu aradım..Tanımadığım insanlara saçma sapan mesajlar attım..Onu nerde aramam gerektiğini düşündüm..Acaba nerelere takılıyordur..Nerelere gitmeyi seviyordur..Nasıl hızlandırabilirdim Onu tanıma heyacanımı..Sönmeden nasıl bulabilirdim onu..Acaba bir doktormu, öğretmen mi, avukat mı yoksa bir ev kızı mı? Nasıl gösterebilirdim kendimi..

Uğurböceği belkide onun omzuna konar bu gece..O da dilerse belki, o da yorgunsa beni aramaktan, belki o da aramaya başlar beni..O da bakar sağa, sola..O arada karşılaşmamız lazım..Eminim Onu bulunca hızlı ilerliyecek herşey..İkimizde bunu isteyeceğiz...

Hey sen..Seni arıyorum..Seninde beni aradığını hissediyorum..Umarım çok kısa bir süre sonra karşılaşırız..KArşılaştığımız gün, Uğurböcekleri olacak etrafımızdave ikimizde anlayacağız..O nun benim için sen, senin için ben olduğumu...

8 Haziran 2009 Pazartesi

Ayna..


Bekle..gör..naapıyorsun..zorluyorsun..bekliyorsun...neyi bekliyorsun..sabredemiyorsun..paylaşmıyorsun..kapalısın..bırakmalısın..yormamalsın..ne yapıyorsun..kime bağırıyorsun..kimle kavga ediyorsun..ne anlatıyorsun..ne istiyorsun..bırakmalısın..yok olmalısın..Düşünmemelisin..yargılamamalısın..nerdesin..neden...neolucak..olmayacak..olmamalı.
olduğu gibi bırak..farkındasın..farkındasızsın..fark etmez..etmemeli..bekle...bekleme..sahipsizsin..sahiplenmelisin...aşk...beklentisiz..olmalısın...yapamadın...
yapamayacağını biliyorsun...basit olmalısın..değilsin..değiller...
bilmiyorsun...bilince üzülüyorsun..üzül..güzel bir alışkanlık..alışmamalısın. ..yalan söyle..yaptığın en iyi şey..en güzel sensin..sen olmadığın sürece...planla..ve tekrar boğul...boğulmalısın..aramamalısın..
kaçmalısın...nefret ediyorsun..en çok kendinden..hiç etmediğin kadar...
biliyorsun...onlar değil....onlar zaten hiç olmadı..
ne farkederdiki..ne etmeliydiki..sen kimsin..neden olmalısın...neyi ummalımısın...
umutlanmamalısın..
sende kandır..beni kandır..kandırdığın kadar zaten hiç yoktun..yokum..yoksun...
Daha ne olacak..neydi seni bağlayan...canım acıyor...korkuyorum...
neden burda..neden şimdi..ve her zaman....
yakmalıyım...en çok kendimi..senden çok kendimi...
bağışlayamıyorum..bağışlanamıyorum..en çok yine kendimi...
o ben değilim...anlamam zaman aldı..düşündüğüm sen ve ben asla olmamış..
hep ziyan etmişim..yine en çok kendimi...senden çok kendimi...
düşmanım..katilim..bizzat ben sevmedim..yine en çok kendimi...
uzaklaşmalıyım..yapay yakınlığımdan..gereksiz bağımlılığımdan...
yargılayamıyorum..ne anlamı varki...neden bir anlamı olmalıydıki...
bağışlayamıyorum..en çok yine kendimi..
neden bunu seçtim..hiç istememiştimki...
hiç ben değildim..en çokta ben...en beklentisiz anlarımda...
kime bakıyorum..en çokta kendime artık..birşey göremiyorum...
yankı yapıyor..her anlam aradığımda..
yansıma yapıyor..her içten almadığım karar...
zarten gerçekleşmiyor...mutlu olacağıma inandığım her zerre sen..
ben olmadım hiçbir zaman..senide yaratan bir hiçti...
sen yoksun o zaman..ben zaten hiç olmadım....
bekliyorum hiçbirşeyi senden..herşeyi kimseden...
anlamasını istemiyorum..ben zaten beklemiyordum..

sadece sürüyorum...ormandaki yol sıradan bir yol...
hep öyle oldu..seni seviyorum...kendimi sevdiğim kadar..kendimi sevmediğim kadar...
hey sen...o ben değilim...

2 Haziran 2009 Salı

Satranç...


Ben bir grup, tarih boyunca sürülmüş topluluğun bir bireyiyim.Şimdi size bir hikaye anlatacağım..Bizi M.Ö ki yıllarda sürmeye başladılar..İyi insanlar olmadıklarımızı biliyorlardı...Bir şekilde fark edilmiştik...Bir toprak bulabilmek için, ticaretten çok anlayan biz, gücü global olarak ele geçirmeliydik..Bu kadar küçük insanlarla uğraşacak vaktimiz ya da sabrımız yoktu...planımız, Bir ülkenin tepesindeki güce, konuma ulaşmaktı..Bunu parayla, o ülkeyi karıştırarak, rüşvetle yapabilirdik..En tepeye geçincede o ülkenin dengelerini kontrol edip, öz kaynaklarını kulllanabilir, istemediğimiz ya da tehtit olarak gördüğümüz ülkelere onları kullanarak saldırabilir, o ülkede karlı işletmelere, önemli kurum ve bakanlıklara adamlarımızı yerleştirebilir, hatta o ülkenin yöneticilerini şeçip, onları yönetecek bir adamımızı ya da onların adamını satın alıp koyabilirdik, bu şablonu dünyadaki her ülkeye entegre ederek, dünyayı kontrol eden güç olabilirdik arkaplandaki.İlk denememiz Roma İmparatorluğu oldu...Yönetime yakın olmalıydık..Güçlü bir ülkelerdi..burdan ilk buradan başlayarak, dünyayı yönetebilirdik..En başa geçmeli, kendi insanlarımızı başa getirmeli ya da yönetimde önemli yerlere getirmeliydik..En güçlü dünyada o dönem sezardı..Tek hedefimiz onu iktidardan düşürmekti..Brütüs diye bir adamı satın aldık..Onu dünyanın süper gücü yapacağımızı söyledik..O da en yakın arkadaşını sırtından bıçakladı...Artık dünyanın süper gücü bizdeydi..Her istediğimizi yapabilirdik...

Ne yazık ki, Roma istediğimiz gibi gitmedi..İlk satranç maçlarımızdan biri olduğu için, çok iyi oynayamamıştık..Belirli isyanları durduramamış, ülke yönetimindeki acemiliğimizi fark etmiştiş..Daha uzun yıllar oynayacağımız için bu oyunu, ustalaşacağımızı biliyorduk..Bir şekilde, gelip ,Neron adında biri, her yeri yaktı..Çok kötü oynanmış bir oyundu..Derslerimizi çıkardık, şablon uygulamasında güncellemeler, upgradeler yapılmalıydı..Maceramız bir süre daha devam etti..polanyaya, avrupaya, rusyaya ,avusturyaya, macaristana, almanyaya dağıldık..Oralarda 2. satranç maçımız için şablonlar oluşturup, o ülkede başarılı olduğumuz noktaları uygulamaya başladık..Daha ustaca oynuyorduk bu oyunu.Ülkenin başına geçtikten sonra, daha farklı alanlardada taşlarımızı güzel oynuyorduk..Tek bir yönetici değil, halkı kontrol edecek siyasi ve ekonomik güçler yarattık...

Ama bir deli çıktı ortaya..Adolf tü sanırım ismi..Almanyadaki arkadaşlarımız bir şekilde planı belli etmişlerdi..Adam bizi dünyanın yegane tehlikesi olarak görmeye başladı..ve bizi yok etmeye karar verdi..Deli adam, dünyadan silmeye kalktı..Çok zeki biriydi...Birçoğumuzu yok etti..Allahtan Romadan sonra asıl üssümüz Amerikaydı..Başka bir kıtadaydı..ve merkezi ordandı yönetilenlerin..Almanyayı, Rusyayıda alarak yanımıza bitirdik...

Yeni üssümüz amerikaydı..Ordan dünyayı yönetibelecek bir krallık kurmuştuk..Dünyadaki bütün ülkelere kendi adamlarımızı koyduk..Yeri geldi, satranç oyununu dengelemek için, o ülkede karışıklık çıkaracak örgütler kurduk..Dünyanın para ekonomisini yönetecek iki değer bulduk..Altın ve Dolar..Petrol ise dünyanın çalışması için önemli olacaktı..Yeri geldiğinde fedalara gittik..Kendimizi vurduk, sanırım eylül ortalarıydı..Çünkü reservlerimiz azalmıştı..Orta doğuda satın aldık ırağı..

Satranç oyunundaki taşlar, o ülkenin belli başlı yerlerine getirilen bizim adamlarımızdı..Dünyayı dengelemek oyununda uzmanlaşmıştık..romalılar döneminden beri oynuyorduk..Asıl yerimiz ise , ortadoğuda kutsaldı ve evimizdi..ama kalemiz amerikaydı..

Tehdit olabilecek şeyler , kafası büyümeden eziliyordu..İsyan edenler, başarılı olamadıklarımızda olmadı değil..1. Dünya savaşında Türkiyeyi almak istemiştik..Osmanlıyı çok zayıflatmıştık..Vahdettin diye biri vardı, brütüsten farkı yoktu romadaki..ama birdenbire ayaklandılar, oyunu fark eden zeki biri tarafından..Örgütledi halkını ve savaştı hiç görülmemiş bir kahramanlık destanı şeklinde..İtalyanlar, fransızlar, yunanlılar .. mecburi bırakmak zorunda kaldım onları..Sonra devrimler yaptı, uyandırmaya çalıştı..Ondan sonra ele geçirdik orayıda ama dengeleri kurmamız satranç oyununda zaman aldı..

Teknolojiyi zamanla sunduk toplumlara..Bizdik geliştiren teknolojiyi, insanları daha rahat kontrol edip, dengeleyebilmek için..İnternet, cep telefonu..hepsini popüler yaptık ve ordan kontrolü daha basit...

Satranç oyunu dengeli tutulmalı..Peki neden yok etmiyoruz bütün ülkeleri? cevabı çok basit..

Dünya kaynaklarını çıkaracak, bize hizmet edecek insanlara ihtiyacımız var..Yok olurlarsa biz bu oyunu oynayamayız..

Grandmaster düzeyinde oynadığımız bu oyunu dünyanın belirli yerlerine üsler yerleştirerek devam ediyoruz..Yeni bir oyuncu çıkmak isterse, elbet Grandmaster önceden planlama yeteniğini kullanır...

Çareniz yok aslında,inanın, yaşayın bizim bu oyunumuzu...

Sorgulamayan insan, mutlu insandır...

YANLIŞ...


Yanlış işaretle doğmuşum...
Yanlış bir evde...
Yanlış bir egemenlikle...
Yanlış eğilimlere yol açacak yanlış bir yol seçmişim...
Yanlış kafiye ve yanlış sebeplerden dolayı yanlış zamanda yanlış yerdeydim...
Yanlış haftanın yanlış gününde , yanlış teknik ve yanlış metodu kullandım...

Yanlış...

Kimyasal olarak yanlış birşeyler var bende...
Yaradılışımdan gelen yanlış birşeyler var bende...
Yanlış genlerin yanlış birleşimi...
Yanlış anlamlardan yanlış sonlara ulaştım...
Yanlış ellerdeki yanlış bir plandı...
Yanlış bir adamın yanlış bir teorisiydi...
Yanlış bir ödülün yanlış gözleriydi...
Yanlış cevaplara yanlış sorulardı...

Yanlış...


Yanlış davulları çalıyordum...
Yanlış ayaktakımıyla...
Yanlış enerjiyi dışarı işedim...
Bütün yanlış çizgileri kullanarak...
Yanlış yoğunlukla yanlış işaretlerle...
Yanlış kitabın yanlış sayfasındaydım...
Yanlış bakışın yanlış ifade edilmesi...
Her yanlış gecenin yanlış ayında...
Kulağa iyi gelene kadar çalınan yanlış melodi...

1 Haziran 2009 Pazartesi

Standby


İnsanoğlu belirli araçların keşfiyle potansiyelinin farkın varmya başladı...Tekerlek, ateş, vb..gibi icatlar insan beyninin potansiyelinin ve evrimin insan oğlu beyni için gelişmesinde mihenk taşları oldu..Am insan denen yaratık, beynini belirli bir kapasitede kullanabiliyordu..Global bi değerdi bu...Zamanla insanlar zihin açıcı zamanlarda,özellikle 1960 ve 1970 lerde , insan beyninin normal evrim sürecine meydan okudu ve bir adım ileriye götürdü..Mantar yiyip, astral seyahatlerde, evrimlerinden önceçıkmaya başladılar..Halusinasyonlar ise insan beyninin yapabilecekleri şeyler doğrultusunda global bir etki yarattı..Normal evrim sürecide belkide 100-150 yıl içinde gerçekleşicek bu süreç, hızlandırıldı..Beynin manuel olarak tetiklenmesi sağlarak, daha önce beyin gücüyle yapılayamacağı düşünülen şeyler yapılmaya başladı...Normalde standby da bekleyen beyinler, manuel tetiklenme sayesindeaçık duruma getirildi..Birçok keşif ve teklnolojinin 1970 lerden bu yana gelişimi düşünülürse, insanoğlunun bu tetiklenmeden doğan zihin açılmasını ve evrim sürecini hızlandırmanın etkilerini fark etmesi uzun zaman almadı...Dünyada hep yeraltında tutulan ve belkide bu kişler arasında sanki gizli bir anlaşma varcasına, her ülkede bu aydınlanma devam etti..İnsan beyni kodlama yeteneğini geliştirdi..Kodlarken bir anda tasarlamayada başladı..Aynı anda kodlama ve tasarlama insan beyinleri arasında ciddi farklar ve ayrılıkçı düşüncelere neden oldu..

Aydınlanan zihinler yeni standartları belirledi..Bu standartlar çerçevesinde, ezberci zihniyet sadece bu fikirleri geliştirmeye çalıştı..ama onlarınki ezberden başka birşey değildi...Aydınlanan ve standby den açık duruma gelen beyinler doğal evrim sürecinin sıkıtısından dolayı çoğu zaman birhalusinasyon olduğuna inandı herşeyin...

Bundan 100 yıl sonra, insanlar telepati kurabilecek, ışınlanabilecek, nesneleri beyin gücüyle hareket ettirebeklerdir..Bu da ileri aydınlanma ve aydınlanma evriminin nihai sonucu olacaktır...

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Dr. Who

Who wouldnt be the one you love.....
who wouldnt stand inside your love...

26 Mayıs 2009 Salı

Bay Hüzün...




Bırakında çocuk kendini öldürsün, çünkü sizi öldüremiyor...
Korkularını sevmesi için yardımcı olun ona, çünkü sizi sevmiyor...
Sizsiniz aslında onun zamanını harcayan, sizsiniz aslında zamanda kaybolan, o değil...
Eğer isterse sizi parçalayabilir, size zarar verebilir, ama aslında yapamaz...

Çünkü onun adı Bay Hüzün dostlarım...
O sizin gibi değil....
Eğer isterse sizi incitebilir...
O da annesi gibi, fazla konuşmayı sevmez, sizden fazla birşey istemez....
Ve kaçmayı sever, zamanından ileri sorunlarla karşılaştığı zaman...
O tekrar kayboldu...

O...uzun zamandır hasta....
O..hayatı boyunca bir ölüydü...


Bırakında çocuk ilaçlarını alsın..
Bırakında çocuk bir içki içsin...
Çünkü o sizin gibi değil...

Eğlenceniz için onu kovalamaktan vazgeçin...
Ona aitlik duygusunu öğretmeye çalışmaktan vazgeçin...
Çünkü o sizin gibi değil...

Sizsiniz aslında onun zamanını harcayan, sizsiniz aslında zamanda kaybolan, o değil...
Eğer isterse sizi parçalayabilir, size zarar verebilir, ama aslında yapamaz...

Çünkü onun adı Bay Hüzün dostlarım...
O sizin gibi değil....
Eğer isterse sizi incitebilir...
O da annesi gibi, fazla konuşmayı sevmez, sizden fazla birşey istemez....
Ve kaçmayı sever, zamanından ileri sorunlarla karşılaştığı zaman...
O tekrar kayboldu...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Boris Yeltsin

S.D: Zaman hızla geçiyor, hatırlıyormusun eski Rusya cumhurbaşkanını?
M.D: Gorbaçov muydu...yok o değildi..
S.D: hayır, o değildi..
M.D: yeltsindi, boris yeltsin....
S.D: ewet, adam yok oldu gitti..zaman hızla geçiyor...


O kadar hızlıki herşey..Beyin incelemeye aldığında birçok gerçek zamanlı hayatını, hep geride kalır gelecekten..O kadarda gelişmemiştir..Mutlu olacağın şeyler bul..ve onları yap..Belkide mutluluk budur...Bırak tırı vırı işleri...Bırak ram i zorlayan, arkada çalışan virüsleri..Bad sektörleri birleştirmeye çalışma..Tamir edilecek hiçbirşey yok belkide..Belkide bu sensin...Arızalarından oluşan basit bir işletim sistemi..dünyayı değiştirmeye çalışma..Statik ip ler almaya çalış, DNS mümkünse sabit olsun ayrıca..


Doğru olanı hep bulabilirsin...Seçim yapman gereken çoğu anlarda..Belkide yanlışlar senin doğruların o seçim yapman zamanların içinde...Göreceli değilmi felsefe, sen daha görecelisin...Toplumsal doğrular var, fazla sorgulamazsan sorun yine yok..Hep bir başkaldıran, muhalefet olmak zorunda değilsin..

Ne istiyorsun....İstediklerin onu elde ettiğinde seni ne kadar mutlu edecek...Güneşli bir yerde, iletişim kurabileceğin, sevdiğin değil, insanlarla zaman geçir...Geçersiz ve gereksizdiraslında kafanı meşgul eden çoğu şey..

Eğer birşey kafanı meşgul ediyorsa..Eğer düşünerek o işi 15 dakika içinde çözemiyorsan, parayla özmeye çalış, bedeli ne olursa olsun, Baktın paraylada mı çözemiyorsun, o zaman siktir et..ya da bir başka deyişle, Sorunların RAM i meşgul etmesine, zaten çözemiyorsan çok izin verme...


Kimse seni kurtarmayacak, sen bu konuda birşeyler yapmadığın sürece..
kimse seni sevmeyecek, sen sevmeyive sevilmeyi istemediğin sürece...
Kimse seni ayağa kaldırmayacak, sen ayağa kalkmak istedikçe...
Kimse yanında olmayacak, sen istemdiğin sürece...

Ben .....
Kendimle uğraşmalıyım....Hep sizin için uğraştım...
Nedendi bu umursamazlığım..
Cevapları aramak , bu senaryoyu tekrar masaya yatırmak artık sıradan bir işti..Bir yerde , cevapların tıkandığı noktada, bu soruyu hep geri gönderdim..Dönemsel olarak gelip-gitti, ama sanki çözülürse herşey çözülecekti..

Yoruldum artık o keşfi, kurtarıcıyı aramaktan..Geçmiş yok..Ben yokum...

Nelerin beni mutlu ettiğine karar vermeliyim ..Onları yapmalıyım geri kalan zamanımda..

Gerisi sadece bir yalan, onlara inanmak ya da yaşamak istemiyorum...

24 Mayıs 2009 Pazar

Kimbulyon

Kimbilyon gezegenine hoş geldiniz ya da ben geldim ilk...sonra kimbilyonlular çoğaldı..artık güçlü değildim..ve takip edemiyorum onları..kendi aralarında çözüyolar herşeyi...onların hakkında bilgi toplayabileceğim, kontrol edebileceğim, süper güç olabileceğim bir sistem kurmalıydım...Bu icat ya da sistem önce herkesin evine girecek bir alet ....o alet basit kullanılır olacak ve cazip bişey olucak..sonra her o eve koyduğum aletten bir kablo çekmeliyim merkeze...o koblaya bir de gelen bilgileri sınıflanıdımam ve ödüllendiren , onun zaafları ortaya çıkaran, ve herkesin ihtiyaç duyacağı birşey koyayım...tamamdı..buldum ...icat bilimsel olmalı...hemen bir matematik profesörü bulayım...ona bir formul bulmasını isteyim...geleceği kontrol edecek ana formül...onussüyüz...sonra bir makina yaptırayım şu tayvanlılara..adı ne olsun ...bilgisayar ...bilgileri saysın....her eve işlerine yarayacakmış gibi, teknolojik bir gelişme gibi sunayım...evlere girsin...ama kullanılması basit olsun..mikrop gibi basit ve kolay kullanılır olsun..yumaşak olsun, gevşek..mikropsoft..microsoft...güzelll..devam edelim..evlere aleti soktuk, kolay kullanılır yaptık...simdi kablo çekelim merkeze...ama yıllar daha 1960 lar..bunu dünyaya hemen yaymayalım,, vietnamda test ve denemesini yapalım..biz bi geliştirelim, planlanmayanları bu sürede planlayalım...ewet..herşeyi denedik...onüssüyüz dünyayı ele geçirecek..herşey hazır...şimdi dataları indirmeye başla...topla, kategorile..ele geçir...kontrol et, yönet...

Kimbilyon gezegeninide BİLGİSAYAR, MICROSOFT, INTERNET HATTI, VE GOOGLE ele geçirdi..ve dünyayı önler yönetiyorlar..teknolojik köleyiz biz..bir zamanlar dünyada olduğu gibi...kategorilenme ve page rank mantğından bir yapay zeka oluşturan google , insanlara ihtiyaç duymamıştı artık..çünkü yapay zeka kendini güncelleyim, fiziki olarak upgrade edebiliyordu...ve sene 2011..bütün bilgisayarlara ve insan oğluna bir sesli mesaj..1 gün içinde hepiniz öleceksiniz..insan oğlu çarsizdi..teknolojik ölüler olacaklardı...

ve hatırladılar..herşeyi paronayaları(internet) yok etmişti..

Basit yaşa, basit öl....

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Versiyon 2.0

Yokolacağız hepimiz.. bundan 50 yıl sonra tanıdığım, bende dahil olmak üzere kimse olmaycak çevrede.. Başka bir mustafa çıkacak ve aynı senaryoyu tekrarlıyacak..Belki daha kabullenmiş olacak O..Belki daha uyumlu olacak herşeyle..Daha güzel aşklar yaşayacak..Daha bilinçsiz olacak..Mutlu değil bu versiyonu ...Belki arge çalışması yapıyor daha ii bir versiyonu için..Belki önceki versiyonu bundan daha zor yollardan geçmişti..Banada zor bir dönem bıraktı gerçi...Dahaçok psikolojik belki onunki imkansızlıkta yarattığı hayal gücüydü..Belikide o hayal gücünün update edilmesi gerekiyordu ve o görevde bu versiyonun misyonuydu..Ondan sonraki versiyonuna psikoloji oturmuş, kabullenmiş bir gelecek bırakmalıydı...Acaba geleekteki versiyonu mükemmelliğe ulaşmak için nelerle uğraşacaktı..Ben ona nasıl yülkler bırakacaktım.. Büyük ihtimal çoğu şey devretmiş olacaktı... Çünkü bu versiyonu çözemiyeceğini düşünüyordu..Zaman yetersizdi ve hızla akıp gidiyordu..Kendi seçimleri değildi birçoğu ...Yinede yapmaya çalıştı..Hep çelişti...Bir sonraki versiyonum...Sana bırakıyor birçok çözümsüzlüğü..Bir önceki versiyonumda bana bırakmış..Umarım sen çözersin...

22 Mayıs 2009 Cuma

Yabancı...

Nasılda oynanır çıkar için roller, kaybeder kişilik olarak adlettiğiniz herşey..Nasılda yalancının yalanıdır , yalın olamadığını zamanla silmek...Nasılda kaptırır rolüne herkes o yapmacıklıktır hayatını belirleyen.

Bugün aynada kendime baktım, tanıyamadım yüzümü...
Kimdi bu yüz, kimindi...
Yarım saat inceledim bu yabancıyı, nerden geldiğini bulamadım...
Düşündüğümle göründüğün karaktersiz bir yansımaydı...
Beynim ne istiyorsa, bu yabancıyla mı yapacaktı...
Görüntünü kabullenmek, kendini sevmek...
30. yaşıma yaklaşırken, kendimi tanımaya çalışmak...
Geç kalmış bir telaş mı , gerekli bir tedavi mi...
Görüntüsünü kabullenmezmi bir insan ya da eşelştirmez mi fikirleriyle..
Gerçek yüzüm nasıl acaba..Nerde yaşıyor ruhumun kabullendiği görüntü...
Başka birinin bedenine sıkışmış, dışarı çıkmaya korkan bir korkak mı bu..
Kendi dünyasıyla fiziksel hayatı özdeşmemiş bir yanılgımıydım...


Sevmiyordum vücudumu ve hep kötü davrandım...
Sağlıklı beslenmedim ya da umurumda olmadı hiç...
Yüklendim son dozuna kadar , bu uyuşmazlığı unutmak için..
Ruhum dışarı çıkamıyorsa belkide bedenimi yok ederek serbest bırakmak istedim...
o eksiklik...
Belkide tanımaya çalışmaktı bu yabancıyı yıllardır reddettiğim...
Tanımaktı hep kaçtığım, kaçtığımdı hiç tanımadığım...

21 Mayıs 2009 Perşembe

Hayal...


Zaman..Gerçekten ne yaptığını, ne yapmak istediğini bilmeli insan, basit düşünüp, basit hareket etmeli..mutluluk bu aslında..basit olmak..sorgulamamak..aramamak..bulduğuna inanmak ..Birçok şeyi, yarım yamalak yapmamalı, tek işi düzgün yapmalı..Gelecek kaygısı olmamalı , gelecek şu an olmalı..İyi- kötü, siyah-beyaz olmalı..Gri hayatında olmamalı...Basit şeyler mutlu etmeli, küçük mutluluklar olmalı..büyük mutluluklar, serotonimi yüksek miktarda salgılamamalı insan..Yine aramak zorunda kalabilir o hormonları, bulamıyıncada basitliğini kaybedebilir...Küçük aşklar yaşamalı insan, büyük aşklar her zaman yok edebilir onu..Küçük düşünüp, küçük arayıp, küçük bulmalı ...Erken uyumalı, erken kalkmalı...Sorgulamamalı..Fazla para kazanmamalı..Dostları olmalı, arkadaşları ya da aşkları değil..Tek olmalı, büyük bir ailede değil...Bilmiyorum aslında..sadece tahmin ediyorum..Belkide hayal kuruyorum sadece...

Hayat...

Hayat…..
Gördüğünü hatırlamak..
Duyduğunu tekrarlamak…..
Korktuğuna inanmak…..
Beklediğini unutmak….
Yalancıyı oynamak….
Mutluluk…
Detayları hatırlamaktır…

Eksiklik..

Heyacanımı yine kaybettim..Mutlu edemiyecek hiçbirşey biliyorum...Eğer bir şeyi heyecanlanmadan yaparsan, elbet birgün senden intikamını alırmış..Düşmanlarım çoğalıyor..Hiçbir heyecan duymuyorum..Geri dönüşleri ağır olacak..Bekliyorum..Onu..
Belkide beni..Belkide psikolojik bir hastalık tedavi etmeye çalıştığım...Bir delinin tedavi için kendi doktoru olması tedaviye ne kadar yardımcı olur bilmiyorum..Arkadaşlarımın hepsi deli..Benim şizolarım..Belkide ben onların lideriyim.. Normal olduğunu zanneden, delilerle arkadaşlık kuran, onları tedavi ederse , kendide tedavi olabileceğini düşünen...Onların umurunda değil, hiçbir zamanda olmadı zaten... Onlar hastalıklarını yaşıyor, ben ise inkar ediyorum belkide..kurtarıcımın , ben olmadığına eminim..Diğer , herşey zamanda yok oldu...Bende yok oluyorum..

Belkide hiç olmadım...
Belkide yokum...
Bu bedende ne yapıyorum bilmiyorum...Bilmeyi çok isterdim.. ne istediğimi bilmeyi çok isterdim...İstemeyi çok isterdim..Elde ettikçe onları birer birer, hiçbirini istemediğimi anladım...Hiçbiri , hiçbirşey mutlu etmiyordu..

Heyecanımı yitirtende bu oldu zaten...Elde ettikçe istemediğimi anladım hayatta hiçbirşeyi..şimdi elde etmektende korluyorum..Belkide birazını bırakmalıyım.. İntihar etmemek için...Suçlamıyorum kimseyi...Korkuyorum...Kontrolün hep bende olduğunu zannederdim, beklemediğim sadeleğimden beklentisiz bir kimsesiz yarattığımdan...


Yalnız kalmak istiyorum..Yapayalnız...Tanımak istemiyorum kimseyi..Uyumak, oturmak istiyorum..Yanlış bir yerde, yanlış bir reenkarnasyonun bir sonucuydum belkide...Kabullenemedim..Hep bir eksiklik oldu..

Bilemiyeceğim belkide onu hiç...Bilirsemde nefret edeceğimi biliyorum...

Yetisiz...

Nedir bu beynimizi %3 kullandıran kalkan.. Neden ilerlemez.. Neden köpeklerde uçamaz güvercinler gibi, neden maymunlar bir barda size içki ısmarlamaz.. Belki mutlu olmamız içindir..Ne kadar az kullanırsa o kadar az sorgularsın bu yaradılıştan gelen yetisizliğini..Yetisizsin çoğu şeyi yapmaya, düşünmeye, sorgulamaya, hak etmeye..yetisizliktir belkide seni mutlu eden …Az bil, Az öl…

Çoban...

Bir arkadaşım kadınların ya da erkeklerin, birinin insan olamayacağını söylemişti…Kadınlar çoğu zaman daha üstündür erkeklere göre..Seks ihtiyacı hissetmezler.. Bu ihtiyaçsızlıktır onları güçlü kılan her zaman erkeğe karşı..Erkekse her zaman meğillidir, meğil verdiği , kontrol edemediği her şeye … İlkel bir duygudur yıllardır başa çıkamadığı..Ve her zamanda devam edecektir erkeklerin bu mağlup ve malum başlangıçları.. her zaman aldatabilir bir erkek , farkında olmadan.. Kadın ise seçer, aldatmanın önemli olup olmadığı mevzuları.. Bu dur aslında dengeleyen evreni … Yoksa erkek fiziken daha güçlüdür, daha yırtıcıdır.. Ama yaratıcı bir zaaf vermeliydi bu fiziken güçlü erkeğe ki dengeleyebilsin, kontrol edebilsin kadın.. Bu gücü öğrenen kadınen tehlikeli kadınlardır beklide farkında olmayan erkekler için… Erkek, ilkel içgüdüsüyle hep etkilemey çalışır..kadın ise seçer dengelemesi, kontrol etmesi gereken yegane gerçeği..Bazen kontrolü bırakmış gibi yapar, güçlü hissetiririr yazdığı senaryoda o koyunu..Çünkü koyunun bu salaklığı, her zaman onu başka okyanuslara sürükleyebilir..Zamanla ustalaşır kadınlar bu kontrol gezegeninde.. Bilir çünkü, kontrolü kaçırırsa , o erkek aldatabilir ya da fiziki şiddet kullanabilir.. Kötü çobanlardır, kocalarından dayak yiyen ya da aldatılan kadınlar..İyi çobanlardır, iyi çoban annesi olan dişiler..
Bazı erkekler ise kadınların yegane zayıflığını bilir..bilincede çaktırmaz çoğu zaman.. iyi bir başka çobandır kadınının kontrolünü yitirten her zaman.. yegane zayıflıklarıdır bir başka dişi.. Kontolü kaybetmiş, karakteri değişmiş, hakimiyet savaşı veren çobanlardır aslında o zaman.. değerlendirir bazen bu durumu ilkel koyun..Bir kadının dünyadaki yegane zaafı…Bir başka kadındır çoğu zaman..Bilir ki erkek değildir o düşman ..Erkekler basittir, aptaldır…Kadınlar ise zekidir..o dur zaten çoğu zaman bir erkeğin hiç eklemediği anda çok güzel bir kadınla yatmasını sağlayan..O dur çoğu zaman bir çobanın kaybettiği, diğer çobanın kazandığı…..

Zeithgeist ....

İnsan organizmalar ne kadarda farkındasızdır varoluşunun kaçınılmaz basitliğinden..Unutur bazen ne kadar basit olduğunu..Umutlanır bir an keşfettiğini sanarak oysaki yaşanmış benzer senaryoları unutarak..bir halt zanneder kendini unutur bir karıncadan farklı olduğunu..Sen organizma. Hayatta kalabilmek için yemek yemelisin , enerji depolayıp –tüketebilmek için.Geri dönüşümün en önemli parçasısın..Uyumalısın , organizmalığı ayakta tutabilmek için..Üremelisin ,içgüdelerin yanıltmaz seni…Fazla düşünme, sorgulama aslında…Diğer hepsi boş , yorucu, sıkıcı uğraşlar olacak..organizmalığını bil..Farkında olsan ne fark edecek..Toprak seni çekecek..Mağmayı beslemelisin ki sıcak olsun..enerji versin ..Petrol olarak geri çık..Yukarda ki organizma olarak görevini yap..Yaşa ve öl..

Doğ…kaydet…Sorgula..Kirlen..Alış..Kaynaş..Sosyalleş..Aşık ol..Askere git..Evlen..Aldat..Çocuk yap..işe gir..Para kazan..Yaşlan…Öl..Mutlu ol…

Tek bir doğru vardır kararsız olduğun çoğul anlarda… O doğru karşındaki bilinmezlikler içinde bilindiğini az da olsa göz kırpar sana… Doğru olan doğru olana kadar doğru kalır her zaman…Senin ona inanmanı bekler ve inanana kadar bekler eğer onu ararsan..Doğru yaşamak göreceli değildir çoğu görecesize göre ..Göreceksiniz sizde doğru çok kırılgan aslında..Uğraşmazsan onunla doğru yanlış arkadaşlarının arasında sessiz kalır..Sen doğru olmayabilirsin ama doğru her zaman senin içinde..Sen her ne kadar çaresiz kaldığını hissetsen de..

Genetik uyumsuzluk....

Bundan takriben 17 yıl sonra, isviçreli ya da yine skandinav bilim adamları kadınlarda bir gen bulacaklar..Bu gen aslında kadınların hareket eden objelerin içinde nekadar çaresiz olduklarını açıklayacaktır. .. Bu kromozonsal sıkıntının aslında kadınların hareket eden objeler içinde kontrolü kaybettiklerini ,sadece yere ayakları basınca o diğer kudretli genlerinin işlerine yaradıklarını anlayacaklar..Yasaklanacak o henry ford un icadını kullanmaları …ve inecekler o makinelerden..sanki hiç olmamış gibi..güçlüydüler çünkü ayakları yere bastığında ..zamanla erkeklerde unutacaklardı..o kaos , karmaşık zamanları…

Ankara...

Ankara aslında kötü bir evlilik gibidir. Zorunluluktan ya da kabullenmişlikten gelen kötü bir alışkanlıktır. İnsanlar ve mekanlar genelde evrensel yerçekiminden bağımsız , duyarsız bir palyaçodur. Var olduğunu hissetmen için gerçekten kendine zarar vermen gereken kızgın ve mutsuz 11 yaşında bir kızdır. Ne istediğini bilmiyorsan gerçekten doğru yerde olduğunu hissettiren bir uçak kazasıdır. Zamanla bir zamanlar hissetmiş veya hissetmeye yeltendiğin eskiden tanıdığın ama selam bile vermeye çekindiğin üniversite aşkındır… Ankara , sahiplenilen değil, boşvermişlerin krallığıdır…

Fondaki Müzik...

Yıllardır beklediğim bir şarkı vardı. Ölürken fonda çalacak şarkı. Bu belki trampet ağırlıklı bir caz şarkısı, belki eskilerden bir grunge şarkısı ama daha çok istediğim drum and bass ağırlıklı arkada zenci bir vokalin olduğu hiç duymadığım bir şarkı olmalıydı. Büyük ihtimal bir trafik kazası geçirmiş ve ölmeden yaklaşık 10 saniyeliğine duyacağım hayatımın son ışığı , beklentisiz devam ederken yolun sonunda bulduğum son güzellik olacaktı. Aslında o an ve o müzik özetliyecekti beklentisizliğimin son narsist sessizliği. O an ve o fondaki müzik ….Bu çaresiz beklentisizliğimin, sıkılganlığımın umut vaat eden son aşkı…

Biliyorum..Belki de bilmek istiyorum..Orada oluyorum..bazen olamıyorum..Kimse yok orda ..Orası benim yuvam, benim ailem..Mevsim kış..Bir sahildeyim…Hava yeni aydınlanıyor..o kadar sessizki..O kadar kimsesiz ki..O kadar beklentisiz ki O an..Üstümde beyaz bir t-shirt var…Fonda , Faith No More. i am easy, easy like Sunday morning çalıyor …ve ben okyanusa doğru koşuyorum..Su soğuk olacak biliyorum…ve dalıyorum daha derin bir sessizliğe.. suyun altında nefesimi tutmaya çalışıyorum…tutabildiğim kadar.. Sonra çıkıyorum suyun yüzeyine..etrafta kimse yok.. O kadar özgürüm ki yeniden…Ve karar veriyorum..toprağa geri dönmemeye.. okyanusun ortasına doğru kulaç atmaya başlıyorum.. Nefesim, enerjim tükenene kadar gideceğim.Artık hareket edemez hale geldiğimde, kendimi sırt üstü bırakıyorum.. Mayomun içinden bir jilet çıkarıp, bileklerimi kesiyorum..Köpekbalıklarını bekliyorum.. Muhteşem bir son, anlaşılır bir başlangıç...

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Mr. Sorrow

Akşam...
Hava kararmış, okyanusun kenarında...
Sahilde gökyüzüne bakıyorum, yıldızlar ölümlerini hala parıltılarıyla gizleyebiliyor...
Ben....
Gizleyemiyorum...Sadece Gizleniyorum..Hep yaptığım gibi..
Ensemde okyanustan gelen bir deniz rüzgarı ...
Umutlanmak benim elimde, hiçbir zaman olmadı...
Heyecanlanmıyorum gerçekten , biliyorum güzelliğin benden intikamını elbet alacak...
Koşuyorum...
Okyanusa doğru....Kulaç atıyorum, okyanusun ortasına doğru..
Nefes al nefes ver..Enerjim tükenene kadar...
Duruyorum sırtüstü, yalandan parlayan yıldızlara, hangimiz daha ölü aslında...
Sonra ..Sahile doğru yüzmeye kara veriyorum..Bilinçsizim.. Hep bilinçsizdim...
Sonra yine sırt üstü durup, dinliyorum...ve yüzüyorum tekrar okyanusun ortasına doğru..
Bitti enerjim, yıldızlar gibi ölüyüm ama sadece hareket ediyorum..
Arkada o şarkı başlıyor.. Easy like sunday morning..mükemmel bir şarkı,azrailin seçimi..
Ayakkabımda sakladığım jiletleri çıkarıyorum..Mükemmel bir yemek..Köpekbalıkları masum..
İçgüdeleri yok etmelerini söylüyor, tek yayabildiğim kokuya geliyorlar..Ben biliyorum..
Kurtarılmak olmayacak ...Kurtarana hiç istememiştim zaten...